GÜN OLUR ASRA BEDEL: 15 TEMMUZ

GÜN OLUR ASRA BEDEL: 15 TEMMUZ

GÜN OLUR ASRA BEDEL: 15 TEMMUZ

Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel romanında Mankurt efsanesinden bahseder. Hikâyede insanın hafızasını ve kimliğini kaybetmesi detaylı bir şekilde anlatılır. Hikâyeye göre yüzyıllar önce Orta Asya bozkırlarında yaşayan Juan Juanlar adlı zalim bir Çinli topluluk varmış. Bunlar, esir aldıkları düşmanlarını kendilerine köle yapmak için korkunç bir yöntem uygularmış.

Bir gün savaşçı bir Türk gencini esir alırlar. Juan Juanlar onu diğerlerinden farklı bir şekilde cezalandırmaya karar verirler. Türk balasının önce saçlarını tamamen kazırlar. Daha sonra yeni kesilmiş bir devenin boyun derisini alıp gencin başına sıkıca geçirirler. Bu deri kurudukça küçülür ve kafasını adeta bir işkence çemberi gibi sıkmaya başlarmış. Ardından onu günlerce çölde, elleri bağlı hâlde bırakırlarmış.

Sıcak güneş altında deri kuruyup sertleştikçe genç büyük acılar çekermiş. Yaşadığı acı o kadar büyük olurmuş ki sonunda geçmişine dair ne varsa her şey silinirmiş. Öyle ki genç; annesini, babasını, doğduğu yeri, adını ve kim olduğunu dahi unutmuş.

Günler sonra onu bulduklarında artık eski insan değildir. Hafızasını kaybetmiş, sadece kendisine verilen emirleri yerine getiren bir mankurt hâline gelmiştir. Bir zamanlar cesur bir savaşçı olan Türk genci, artık Çinli efendisinin sözünden çıkmayan bir köledir. Kendisini esir alanların kim olduğunu bile sorgulayamaz hâle gelmiştir. En acısı da şudur: Kendi annesini bile tanıyamaz hâle gelmiştir.

Oğlunun yaşadığını öğrenen annesi Nayman Ana, onu bulmak için çölde uzun bir yolculuğa çıkar. Yıllar sonra karşısına çıkan oğluna: “Ben senin annenim. Seni ben büyüttüm. Senin bir geçmişin, bir ailen, bir adın var.” diye söyler. Ancak oğlu hiçbir şey hatırlamaz. Çünkü artık geçmişi yoktur. Ona verilen tek gerçek, efendilerinin ona öğrettikleridir.

Nayman Ana, oğlunun hafızasını geri kazanması için ona kendisini, babasını, ailesini, kardeşlerini, köyünü, memleketini; yani ona dair ve geçmişine dair ne varsa anlatmaya çalışır. Fakat genç, anlatılanların hiçbirini hatırlamaz. Annesi ona, onun çocukluğunda okuduğu ninnileri okumaya başlar. Genç, hayal meyal bir şeyler hatırlamaya başlar.

Bu durumu fark eden Çinli efendisi, yanına gelen kadının düşman olduğunu söyleyerek onu öldürmesini ister. Kendisine verilen emirlerle hareket ettiği için okunu çekip annesini öldürür. Rivayete göre Nayman Ana’nın ruhu, gökyüzünde dolaşan bir kuşa dönüşür ve insanlara şöyle seslenir: “Adını hatırla! Kim olduğunu unutma!”

Anne burada temsildir. Anne; vatanı, milleti, devleti ve mukaddesatı temsil eder. Mankurtlaşan kafalar her zaman olagelmiştir. Ve her seferinde kendilerini büyüten, koruyan ve kollayan annelerini vurmuşlardır. Bunu yakın zamanlarda 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi sırasında gördük.

Nitekim FETÖ, bizden aldıkları çocuklarımızı mankurtlaştırarak bizlere düşman kılmıştır. Bu çocuklar etiyle kanıyla bizim çocuklarımızdı. İsimleri, memleketleri bizimdi. Ama bu terör örgütü onları bizden koparıp bize karşı kullanmıştır.

Bu çocuklar, efendilerinden gelen emirleri harfiyen uygulayarak annelerine ok atmışlardır. Amerika’dan gelen talimat doğrultusunda elinde bayrak olan sivil vatandaşlara kurşun yağdırdılar. Bu milletin gencecik polislerini bombalayarak şehit ettiler. Bu devletin yüce meclisini bombaladılar. Yüzlerce vatandaşımızı şehit ettiler; binlerce vatandaşımızı yaraladılar.

Ama içinde vatan ve millet sevdası olan bu aziz millet, bu sefer mankurtlara geçit vermemiştir. Memleketin gerçek çocukları; akılları satın alınmış, benlikleri ele geçirilmiş, ruhları teslim alınmış olanlara karşı galip gelmiştir, şükürler olsun.

15 Temmuz Milli Birlik ve Demokrasi Günü vesilesiyle Nayman Ana’nın dediği gibi diyelim: “Adını hatırla! Kim olduğunu unutma!”